Bezirganlar Çağı
Çocukken o oyunu oynardık.
İki arkadaşımız ellerini havaya kaldırıp bir kapı kurardı.
Biz de tek sıra hâlinde o kapının altından geçerken hep bir ağızdan söylerdik:
“Aç kapıyı bezirgânbaşı…
Kapı hakkı ne istersin?”
O zaman ne bezirgânın kim olduğunu bilirdik ne de “kapı hakkı”nın ne anlama geldiğini.
Oysa bugün dönüp bakınca, o ezginin sanki başka bir dünyanın hafızasını taşıdığını düşünüyorum.
Ticaretin yalnızca çarşıda değil, hayatın kapılarında da hüküm sürdüğü eski bir dünyanın…
Eskiden bezirgânlar çarşılarda olurmuş.
Dükkânları, terazileri, malları varmış. Ne sattıkları da belliymiş.
Bugün ise çarşının sınırları kayboldu.
Artık yalnızca mallar değil, dikkat, öfke, umut, korku, itibar, görünürlük, güven, hatta vicdan bile alınıp satılabilen bir dolaşıma girmiş durumda.
Michael Sandel, bu düzeni yalnızca bir “piyasa ekonomisi” değil, bir “piyasa toplumu” olarak tanımlıyor.
Çünkü piyasa artık sadece ekonominin........
